Islâm dîni,
Allah'in, son peygamberi Hz. Muhammed (asm) vasitasiyla bütün
insanlara gönderdigi en son ve en mükemmel
dindir. Islâm'in gelmesiyle, diger dinlerin hükmü sona
ermistir.
Islâm dînini kabul eden kimseye
Müslüman denir.
Islâm'in en son ve Allah katinda yegâne mûteber din oldugu,
Kur'an-i Kerim'de su sekilde belirtilir:
"Bugün sizin
dîninizi sizin için kemâle erdirdim. Sizin üzerinizdeki
nîmetimi (lütuflarimi) tamamladim ve size din olarak Islâm'i
seçtim (yalniz Islâm'dan razi ve ondan hosnûd
oldum)".(el-Mâide, 3).
"Kim Islâm'dan baska bir din ararsa,
ondan
[seçtigi dîni] kabûl edilmiyecektir ve
o, âhirette hüsrâna [büyük zarara] ugrayanlardan
[olacak]tir.
"Allah katinda yegâne [hak] din
Islâmdir."
(Âl-i Imrân, 19).
Islâm'in Disindaki
Dinlerin Geçerliligi Neden Kalkmistir?
Tarihin çesitli devirlerinde insanlara
ayri
ayri peygamberler ve dinler yollayan Allah Teâlâ,
son
din olarak onlara Islâm'i
ve son Peygamber olarak da Hz.
Muhammed'i (asm) göndermistir. Islâm'in
gelmesiyle Yahudîlik ve Hiristiyanlik gibi
eski
dinlerin hükmü sona ermistir. Bu, tipki, yeni bir kanun
çikinca,
eski kanunun hükmünün yürürlükten
kalkmasi gibidir. Allah'in son dîni ve Ilâhî Kanunu
Islâm gelince,
eski dinlerin ve ilâhî kanunlarin
geçerliligi son bulmustur.
Islâm disinda kalan dinlerin yürürlükten kalkmasini
gerektiren baslica sebepleri sunlardir:
1 - Her seyden evvel, eski
dinler, yalnizca belli bir zamana
ve
belli bir muhîtin insanlarina hitab ediyorlardi.
Islâm
ise, topyekûn bütün insanliga seslenmektedir.Dâveti umumî ve
mesaji cihansümuldür.
2 - Eski dinler, sadece
kendi
zamanlarinin insanlarini muhâtab almislardi.
O
zamanin insanlarinin seciyeleri kaba ve mizaçlari
vahsete yakindi.
Ilimde, medeniyette, fikir ve anlayista
geri idiler.
Ulasim ve haberlesme imkânlari, ibtidai
bir haldeydi.
Her bölgenin kültürü, inanci,
örf
ve âdetleri farkli farkliydi. Karsilikli fikir
ve kültür alisverisi de oldukça zayifti.
Bu
yüzden, her muhîte ayri ayri peygamberler gelmesi,
baska
baska dinler gönderilmesi zarureti vardi.
Zaman
geçip insanlik ilim, fikir, kültür ve medeniyet
yönünden büyük gelismeler kaydedince,
eski
mahallî dinler
artik insanlarin ihtiyaçlarina cevap
veremez hale geldiler.
Bunun üzerine Cenâb-i Hak da insanlara
en
son din olan Islâmiyeti gönderdi. Islâm
dîni, 1400 yil evvelki dünyanin insanindan,bugünün ve yarinin
modern insanina kadar gelip geçen bütün insanliga
hitab edebilme özelliginde olan bir dindir.
Bu
bakimdan, kiyamete kadar hükmü bâki ve geçerlidir.
3
- Eski dinlerin, zamanla, içlerine hurâfeler,bâtil inançlar
karismistir.
Allah'in birligine îman esasi,
yani
tevhid inanci kaybolmustur.
Islâm ise, hâlâ ilk
günkü tazelik ve safligi ile,bozulmadan durmaktadir.
Netice
olarak diyebiliriz ki:
Islâm'in disinda kalan dinler,
geceleyin
bir sokagi aydinlatan bir fener ve sokak lâmbasi
gibidir.
Islâm ise, bütün dünyayi aydinlatan
günes hükmündedir.
Günes dogduktan sonra,
artik
sokak fenerine hiç ihtiyaç kalir mi?
Islâm Dininin Özellikleri Nelerdir?
Islâm dinini, sâir dinlerden ayiran
belli
basli özellikleri sunlardir: 1 -
Islâmiyet, her asra ve her insana hitab eder, getirdigi
esaslar insanligin bütün ihtiyaçlarina cevab verir.
Islâm'in
bu cihansümûl özelligine
Kur'an'da su sekilde isaret
olunur:
"Ey Muhammed!(sav) Biz seni BÜTÜN INSANLARA yalnizca
müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik." (Sebe', 28).
"Ey Muhammed!(sav) De ki: 'Ey insanlar, ben
Allah'in HEPINIZ IÇIN GÖNDERDIGI Peygamberiyim'."
(el-A'raf, 158). 2 - Islâmiyet kolayliklar dînidir.
Islâm'da
insanlara yapamayacaklari
veya yaparken zorluk çekecekleri isler
yüklenmemistir.
Kur'ân-i Kerîm'de Islâm'in kolaylik
prensipleri
su sekilde ifade edilir:
"Allah, insani ancak
gücünün yetecegi isle mükellef tutar..."(el-Bakara,
285)
"Rabbimiz, bize gücümüzün yetmiyecegi seyi
tasitma..."(el-Bakara, 285).
"Allah, sizin için kolaylik
göstermek diler, zorluk çikarmak istemez..."(el-Bakara,
185). Kur'an'da Islâm'in kolayliklar dîni
oldugu
bu sekilde açiklanirken Peygamberimiz
de,(sav)
bu hususta hadîs-i seriflerinde su
prensipleri vaz'etmislerdir: "Ben ancak
âlemlere rahmet olarak gönderildim. Azâb için, zorluk vermek
için gönderilmedim...
"Allah Teâlâ, beni
sikinti ve zahmet verici ve bunu arzu edici olarak göndermedi.
Fakat Allah beni, muallim (ögretici, bildirici) ve
kolaylastirici olarak gönderdi...
"Dininizin en hayirlisi, en
kolay olanidir. Muhakkak ki din bir kolayliktir... "Ben
size neyi yasak ettiysem, ondan çekinin; size neyi emretti isem,
ondan gücünüzün yettigi kadarini yapin.
Sizden evvelki ümmetleri ancak mes'elelerinin ve Peygamberlerine
karsi ihtilâflarinin çoklugu helâk etmistir. "Amelden
gücünüzün yettigi kadarini yapin.
Siz ibâdetten bezmedikçe, Allah da sevab vermekten bikmaz. "Kolaylastiriniz,
zorlastirmayiniz, müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz. Hz. Âise Validemiz, Resûlüllah
Efendimizin bu hususla ilgili tatibkatini
su
sekilde beyan etmislerdir: "Resûlüllah
(asm) iki sey arasinda diledigini tercihte serbest
birakildi mi,
günah olmadigi müddetçe muhakkak
onlardan en kolayini alirdi.Eger is günahsa ondan halkin en uzak
bulunani Resûlüllah olurdu.
Bütün bu hadîs-i serifler,
Islâm
dîninin ne derece uygulanmasi kolay hükümler
ihtiva ettigini göstermektedir. Cihansümûl ve kiyâmete
kadar pâyidar olusunda,bu kolaylik anlayisinin büyük yeri
vardir.
Islamiyet insanlarin dis görünüsten
ziyade insanin iç görünüsüne bakmistir. Islâmiyet, ruh
ile madde,
dünya ile âhiret arasinda tam bir
denge kurmustur.
Yahudîlik beden zevklerini ve maddî
faydalari ön plânda tutar.
Mensuplarini hirsla
dünyaya baglanmaga sevkeder. Hiristiyanlik ve
Hind dinleri ise,
sadece ruhu gelistirmeye,
vücuda
eziyetler çektirerek nefsin arzûlarini zayiflatmaya,
dünya
hayatini boslamaya önem verirler. Buna
karsilik Islâmiyet, ruh ile beden, dünya ile
âhiret arasinda tam bir denge kurmus; ne bedene, ne de ruha
izdirap çektirmeyi esas almistir.Ikisine de ayni ölçüde deger
vermis; herbirinin ihtiyaçlarini ayri ayri karsilamayi
kabul etmistir.
Kur'ân-i Kerîm'de, "Allahim, bize dünyada iyilik,
âhirette de iyilik ver" âyeti, Islâm'daki
dünya ve âhiret dengesini
en iyi sekilde
belirtmektedir.
Islâm, ne dünyaya fazla deger vererek
âhiretin,ne de âhirete agirlik vererek dünyanin terkedilmesine
izin verir...
Âhiretin dünyada kazanilacagini
söyleyerek, "hiç
ölmeyecekmis gibi dünya için,
yarin ölecekmis gibi de âhiret
için" çalisilmasini ister... Islâm'da
ruhban sinifi yoktur.
Herkes dinini gücü nisbetinde kendi
ögrenmek zorundadir. Ibâdetleri ifa için,
kul
ile Yaratici arasinda aracilik yapacak,
günahlari
affettirecek imtiyazli bir seçkin sinifa yer yoktur.
Islâm,
bütün mânasiyle ahlâk ve fazîlet dîni oldugu gibi,
en
yüksek mertebede ilim ve hakikatin koruyucusudur.
Islâm'in
kolayliklar dini oldugunu gösteren, Asr-i Saâdet'te
cereyan etmis pek çok vâkia vardir. Onlardan
bazilarini burada zikredecegiz. Enes bin Mâlik
Hazretleri anlatmaktadir: "Nebî (sav)
bir gün mescide girdi. Içeri girer girmez de gözüne mescidin
iki diregi arasina çekilmis
bir ip ilisti.
-
Bu ip nedir? diye sordu. Sahâbîler:- Bu, Zeyneb'in ipidir.
Zeyneb,
nâfile namaz kilarken ayakta durmaktan yorulunca,
bu
ipe tutunuyor, dediler.
Peygamber (sav):
-
Hayir, (Ibadette böyle güçlük ihtiyâr olunmaz.) Bu ipi
çözünüz. Sizden biriniz zinde ve nes'eli oldukça namazini
ayakta kilsin.
Yorulunca da hemen otursun. (... Ve
namazini oturdugu halde tamamlasin.) buyurdu.
Ebû
Mes'ûd el-Ensârî'den: Resûlüllah'a
(sav) biri gelip:
- Yâ Resûlâllah. Filânca bize namaz
kildirirken
o kadar uzatiyor ki, nerdeyse namazi
terketmeyi
ister hale geliyorum,"
dedi.
Peygamber (sav) derhal cemaata hitaben
bir konusma yaptilar.
Onu hiçbir hitabesinde o günkü kadar
öfkeli görmemistim.
Buyurdular ki:
- Ey insanlar. Sizler nefret ettiriciler
misiniz?
Her kim halka namaz kildirirsa hafif
tutsun.
Çünkü cemaatin içinde hasta, zayif,
hâcet sahibi olanlar bulunabilir... Görüldügü gibi Peygamberimiz hiçbir zaman,
insanlari
dinden uzaklastiracak, sogutacak, nefret ettirecek davranislara
kizdigi kadar baska hiçbir seye öfkelenmemistir.
Mü'minin vazifesi, Islâm'i insanlara daima güzel göstermek,
onlari dine isindirip sevdirmek, kolaylastirmak,
güçlestirmemektir.
Utbe bin Âmir anlatmaktadir:
"Kiz
kardesim (Ümmü Hibban) Beytullah'i yaya olarak
ziyaret
etmeyi adamis,
fakat sonradan buna güç
yetiremiyecegini hissedince,
mes'elenin Resûlüllah
Efendimiz'den sorulmasini bana emretmisti.
Ben
Hazret-i Resûlüllah'a sordugumda, cevaben:
- (Iptida) yaya yürüsün,
(sonra)
bineginin sirtina binip gitsin.. buyurdu...
Hazret-i Enes'den (ra):
"Nebiy-yi
Ekrem (sav), iki oglunun arasinda, onlar tarafindan
tasinarak yürütülen bir ihtiyar kimse gördü.
'Bunun zoru nedir? Niye bir binege
binmiyor?' diye sordu. Ogullari
cevaben:
- Yâ Resûlâllah. Babamiz yaya olarak
Kâbe'ye gitmeyi nezretmistir. Bunun için
böyle yürütüyoruz, dediler. Resûlüllah
Efendimiz: - Süphesiz ki
Allah, bu ihtiyarin nefsini azâblandirmakla
yaptigi
ibadetten müstagnidir, buyurdu ve ona,binegine binerek Kâbe'yi
ziyarete gitmesini emretti." Abdullah bin Mes'ûd'dan:
"Resûlüllah
(sav), va'z hususunda, bize bikkinlik gelmesin diye
halimize
bakip ona göre gün ve saat kollardi."
Câbir
bin Abdillah anlatmaktadir:
"Resûlüllah (sav)bir seferde idi. Derken üzeri
gölgelendirilmis oldugu halde yaninda insanlar
toplanmis bir adam gördü ve 'Onun nesi var' diye sordu.
'Oruçlu bir adam' dediler. Resûlüllah
(sav) bunun üzerine: - Seferde oruç tutmak hâlis bir
iyilik ve fazilet degildir.
Allah'in sizin lehinize
yapmis oldugu ruhsatlardan ayrilmayiniz," buyurdu.
Asr-i
Saâdet'te, adamin biri dagda buldugu suyu bol,
topragi
verimli issiz bir magarada
kendi basina inzivaya çekilip,cemiyetin
kötülüklerinden,
fitne ve dedikodularindan kurtulmayi
düsünür.
Ancak kararini bir de Resûlüllah
Efendimiz'e açmak,
O'nun bu konudaki görüsünü almak
ister.
Huzura gelerek der ki:
-
Yâ Resûlâllah, ben bir magara buldum.
Içinde
suyu, önünde topragi var.
Orada inzivaya çekilerek
kendimi tamamen
dünyevî seylerden tecrid etmeyi;
uhrevî
islere, ibadet ve taata vermeyi düsünüyorum. Bu hususta
siz ne dersiniz?"
Adamin cemiyet hayatini terkedip,
ibadet
için magarada inzivaya çekilme fikrine
Allah
Resûlü su ibretli cevabi verir:
- Ben, Yahudilikle, Hristiyanlikla
gönderilmedim.
(Yani cemiyetten kaçma fikri onlara
aittir.)
Ben dosdogru olan Islâm'la
gönderildim.
Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin
olsun ki,
magarada tek basina gündüz aksama
kadar
nafile ibadetlerle mesgul olmaktansa,
cemiyet
içinde sabah, yahut aksam,
Allah için azicik yol
yürümek,
(Islâm'a hizmet için zahmet çekmek)
dünyadan
ve dünya içindeki herseyden kat kat hayirlidir.
Ve sözlerine sunu da ilâve eder: - Cemaat içinde safta yer almaniz da,
inzivadaki 60 sene ibadet ve namazdan hayirlidir.Cemiyeti terkederek inzivaya çekilmek
isteyene,
Allah Resûlünün verdigi bu karsilik,
din
düsmanlarinin Islâmiyetin insanlari cemiyetten el etek
çektirdigi yolundaki menfî propagandalarina
güzel
bir cevab teskil etmektedir.